kızılderili burçları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kızılderili burçları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kızılderili Burçları

22 Aralık – 19 Ocak
YABANKAZI
"Bilge, dingin, yardımsever bir lider!"
Uğurlu taşı: Kuvars
Rengi: Beyaz
• Evrenin tüm enerjisini kullanabilme yeteneği
• Sakin, dingin bir kişilik
• Olayları kavrama yeteneği
• Dikkatli, titiz ebeveyn
• Hata yapmamak için çok çalışma
• Arkadaşlık ve dostluk seçiminde çok dikkatli
• Sindirim sisteminde hassasiyet
• Büyük gelişimlere açık
• Morali bozukken çekingen ve içe kapanık
• Lider olma kabiliyeti
• Alışkanlık ve geleneklerine bağlı
• Ev hayatında düzenli ve özenli
• Arkadaşlarını ve çevresini geliştirmeye eğilimli
• Güçlü intikam duygusuna sahip
• Çok sayıda değişik işi ve görevi yürütebilme yeteneği
• Kusursuzluk tutkusu
• İnsanlar ve doğa ile kolayca uyum sağlama
• Dayanıklılık , bazen katılaşma
• Aydınlık ama ulaşılması zor bir kişilik
• Kusursuz bir bilge

20 Ocak – 18 Şubat
SUSAMURU
Uğurlu taşı: Gümüş
Rengi: Gümüş
"Sevimli, canayakın, iletişimi yüksek bir yardımsever!"
• Arkadaşları tarafından sevilen, sayılan bir kişilik
• Duygularını saklamaya meyilli,
• Karşı koyulması zor,
• İştahlı, yemek yemeyi seven
• İyi bir baba, iyi bir eş,
• Akıllı, Cesur
• Esnek ve yardımsever
• Sosyal yardımlaşma konularına eğilimli,
• Güvenilir bir dost,
• Dalgın ve hayalci,
• Uzak ülkelere gitmeye eğilimli,
• İyi bir dert ortağı,
• Hassas noktası; Sinir sistemi
• Affedici,
• Güçlü bir içgüdü ve altıncı his,
• Tehlikeli durumlarda yanlış kararlar almaya eğilimli,
• Kendilerini başkalarının yerine koyabilme kabiliyeti,
• Aşırı korkusuzluk sonucu tehlikeli işler yapabilme,
• Sürekli yeni planlar yapma,
• İlk adımları atarken kararsız,
• Özgürlüğüne düşkün,
• Herkesle dost!

19 Şubat – 20 Mart
PUMA
Uğurlu Taşı: Firuze
Rengi: Mavi – Yeşil
"Kıvrak ve güzel bir duygu yumağı!"
• Kendi alanlarına ve özeline düşkün,
• Duygusal ama duygularını göstermeyen,
• Zor güvenen ve ihtiyatlı,
• Ruhsal bir avcı,
• Evine düşkün,
• Yalnızlık duygusu güçlü,
• Sezgileri yüksek,
• Kıvrak zekalı,
• Doğru olanı yaptıkları konusunda güvenceye ihtiyaç duyan,
• Sevecen, neşeli bir ebeveyn,
• Hareketli,
• Duyarlı,
• Uysal,
• Akıl almaz bir düşgücü,
• Hassas nokta: Mide – Bağırsak,
• Köşeye sıkıştıklarında kavgacı ve atik,
• Güvendiklerine tüm yüreği ile sevgi gösterme,
• Anlaşılması zor, gizemli,
• Güçlü sezgiler,
• Duyguları baskı altında tutma eğilimi,
• Atik bir ruhsal koşucu,
• Başkalarının göremediğini gören,
• Romantik.


21 Mart – 19 Nisan
ALADOĞAN
Uğurlu Taşı: Opalin
Rengi: Sarı
" Görkemli ve büyüleyici bir iyilik sembolü!"
• Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerji,
• Daldan dala atlayan,
• Hızlı gelişme, değişme kapasitesi,
• Düşünce ve duygularında çok açık
• Açıksözlü ama bazen patavatsız,
• Yalana ve yalancılığa tahammülü olmayan,
• Korkusuz,
• İleri görüşlü,
• Kızgın olduklarında saldırgan ve çok tehlikeli,
• Bağımsız,
• Kolayca dikkati dağılan,
• Enerjilerini yönlendirmeye başaranlar için iyi bir yönetici,
• Sağlam bünyeli,
• Hassas Nokta; Baş bölgesi, sık baş ağrısı,
• Herkesle anlaşan,
• Doyumsuz bir güç ve enerji isteği,
• Yeryüzü işlerine aşırı eğilim,
• Dost ve adil bir ebeveyn,
• Çoşkulu,
• Heyecanlı,
• Arkadaş yanlısı, geniş bir çevre,
• İletişim gücü yüksek,
• Pırıltılı,
• Etkileyici,
• Hayır demesi zor!


20 Nisan – 20 Mayıs
KUNDUZ
Uğurlu taşı: Krisokol
Rengi: Mavi
"Herkese yaşam gücü ve tadı veren denge merkezleri!"
• Dengeli, ağırbaşlı,
• Değişimi sevmeyen,
• Planlı,
• Eşyalarına düşkün,
• Bir işi yaptığı zaman hem güzel hem yararlı olmasına çalışan,
• Fiziksel lark çok güçlü,
• Sürekli barışı arayan ve barış ortamlarını tercih eden,
• Toprağa, köke bağlı önem veren,
• El becerileri yüksek,
• Her türlü fiziksel ortama uyum sağlayan,
• Kendi rahatı ve huzuru için çevreyi düzenleyen,
• Tek boyutlu düşünceye kolayca kayabilen,
• Sessiz, sakin,
• Güven duymadıkları zaman geride kalıp dinleyen,
• Sinirlenince yıkıcı,
• Suyla ilgilenmekten hoşlanan,
• İşleri sürtüşmesiz, uyumlu hale getirmeyi başaran,
• Maddi alanda güvenceyi seven,
• Evliliği ciddiye alan ve eşine sadık olan,
• Tutarlı ve dengeli ilişkileri tercih eden,
• İç huzura önem veren,
• Kararlı ve dirençli ama bir o kadar da tehlikeli!

21 Mayıs – 20 Haziran
GEYİK
Uğurlu taşı: Akik
Rengi: Beyaz – Yeşil
"Çekici, hareketli, duyarlı bir şifacı!"
• Hareketi seven,
• Aynı anda birkaç işi yapabilen,
• Durmadan bir düşünceden ötekisine geçen,
• Çok uyank vezeki,
• Koruma içgüdüsü fazlası ile gelişmiş,
• Güzel olan her şeyi seven,
• İlişkilerinde fiziksel görünüme önem veren,
• Sanatçı kişilikli,
• Yeni buluşlara meraklı,
• Yeni tatlar, yeni yerler görmeyi seven, maceracı,
• Gülmeyi seven bir kahkaha makinesi,
• Monogamist ilişkilere yatkın olmayan,
• Sevgi dolu bir ana-baba,
• En küçük işte bile güzellik yaratabilen,
• Hassas nokta: Damar tıkanıklıkları,
• Kalıcı ilişkileri olması gereken,
• Sevinmeyi ve sevinç duygusunu çok önemseyen,
• Yaratıcı,
• Konuşkan,
• Dünyanın tüm güzelliklerini görebilen,
• Duyarlı,
• Keyif almayı bilen,
• Maceracı!


21 Haziran – 22 Temmuz.
AĞAÇKAKAN
Uğurlu Taşı: Kırmızı Akik
Rengi: Pembe
"Aile ortamlarının ve sevginin vazgeçilmez merkezi!"
• Gizemli yetenekleri olan,
• Dengeli ortam ve dengeli durumları tercih eden,
• Olayların iç yüzünü kolayca kavrayan,
• Muhakkak sevdikleri bir eşe ihtiyaç duyan,
• Düzenli, iyi ilişkiler kuran,
• Çok hırslı,
• Anaç, evcimen,
• Sevmeyi ve sevilmeyi çok önemseyen,
• Yardımsever,
• Dinsel ve mistik eğilimleri olan,
• Uzak çevreye kadar herkesle ilişki içerisinde olan,
• Uyumlu,
• Güven duygusuna önem veren,
• Çabuk korkan,
• Milliyetçilik duyguları güçlü olan,
• Maddi güvence olmayınca mutsuz olan,
• Hassas Nokta; İç hastalıkları,
• Yaşamda her zaman ruhsal bir amaç arayan,
• Huzursuz olunca hastalanma eğilimine sahip,
• Sağlam ve güvenilir bir dost!

23 Temmuz – 22 Ağustos
MERSİNBALIĞI
Uğurlu Taşı: Gröna Demir
Rengi: Kırmızı
"Gösterişli, bağımsız, sevilen, keskin görüşlü bir fırtına!"
• Soylu, görkemli düşünmeyi seven,
• Dost ama alaycı,
• Gerçek duygularını saklayan,
• Hassas nokta; Soğuk algınlığı, boğaz ağrısı, hazımsızlık,
• Başkalarının kendilerine verdiği acıyı unutmayan,
• Başkalarına duygusal çözümler sağlamayı seven,
• Liderlik duyguları çok güçlü,
• Egemenlik kurmayı seven,
• Bazen kibirli,
• Çok zeki, uyanık ve hareketli,
• Çocuklarına karşı korumacı,
• Tükenmez bir güç kaynağı ve ruhsal derinlik,
• Çok sağlam bir korunma zırhı,
• Okumaya meraklı,
• Haksever, iyi niyetli bir yönetici,
• Hırçın davranışların altında yumuşak ve kırılgan bir yürek,
• Acılarını, dertlerini asla göstermeyen,
• Psikolojik ve fiziksel sıkıntıları kolayca çözümleyebilme yeteneği,
• Başka insanların üzerinde güçlü etkiler yaratan,
• Beklenmedik, hesapsız öfke patlamaları olan,
• İyi yürekli, duyarlı kişiler!

23 Ağustos – 22 Eylül
BOZAYI
Uğurlu Taşı: Ametist
Rengi: Erguvan
"Çözümlemeci ve mantıklı düşünme yeteneği olan bir organizatör!"
• Mantıklı,
• Adalet duygusu güçlüolan,
• Yalana karşı hassas ve hemen hisseden,
• Öfkesini soğukkanlı ve hesaplı bir şekilde gösteren,
• Konuşmayı seven,
• Aynı zamanda uzun süre suskun kalabilen,
• Korkutucu bir düşman,
• Somut aleme ve lükse meraklı,
• Akıllarına koydukları zor, kolay her şeyi yapabilen,
• Sorumluluk duygusu çok güçlü,
• Sinirli ama sevecen bir ana-baba,
• Temiz, titiz,
• Disiplinli ve düzenli,
• Uyumlu ama çekingen,
• Aldatılmaya tahammülü olmayan,
• Sorunları kolayca çözebilen,
• Zayıf olan herşeyi küçümseyen,
• Ruhsal gelişim konusunda desteğe ihtiyaç duyan,
• Yemeğe düşkün ama rejimi de seven,
• Hekimlik, yönetim ve savunma konularına meyilli,
• Hassas Nokta; Mide, bağırsak ve kalp,
• Tasarıları ve düşüncelerinin bozulmasına asla izin vermeyen,
• Dürüst ve etkin bir kişiklik!

23 Eylül – 23 Ekim
KARGA
Uğurlu Taşı: Jasper
Rengi: Kahverengi
"Özveri, nezaket ve kararlılığın mükemmel bir bileşimi!"
• Yardımsever,
• Doğa ile ilişkide olmayı seven,
• Ani, beklenmedik manevralar yapabilen,
• İç dengeleri bozulmazsa uzun süre çalışabilen,
• Ruhsal alanda çok rahat olan,
• Hayattan zevk almayı bilen,
• Küçük şeylerden mutlu olan,
• Her şeyin iyi ve kötü yanını kolayca görebilen,
• Çelişkili,
• Her türlü düşünce ve akımı izleyip öğrenmek isteyen,
• Sevdiklerine karşı aşırı korumacı hatta yıkıcı,
• Kendilerini bulmak için zamana ihtiyaç duyan,
• Hayvanlara düşkün,
• Evine özenen, zevkli, dekorasyona meraklı,
• Güzel şeyleri seven,
• Estetiğe düşkün,
• Kendilerini bulmakta bazen zorluk çeken,
• Çok sevimli,
• Çok fedakar bir ebeveyn,
• Kucaklanmayı ve öpücüğü seven,
• Güven vermeyi ve güven kazanmayı seven ve kolayca öğrenen,
• Hayatı dolaysız ve yoğun yaşayan,
• Güzel ve yakışıklı insanlardır!

24 Ekim – 21 Kasım
YILAN
Uğurlu taşı: Bakır – Malahit
Rengi: Turuncu
"Ruhsal güçleri çok yüksek duyarlı insanlar!"
• Ruhsal seslere karşı duyarlı
• Uğraştıkları işte başarılı,
• Kendi söylediklerini benimseten,
• İlişki kurdukları şeyleri dönüştürme yeteneği,
• Tükenmez bir enerji,
• İyileştirici güçlere sahip,
• Hassas Nokta: Karın ağrısı,
• Çevrelerine yardımcı olma yeteneği,
• Bazen dar kafalı,
• Karar verme aşamasında yardım almayı sevmeyen,
• Aydın bir kişiliğe sahip,
• Çatal dilli,
• Soğukkanlı,
• Çok gizemli,
• Ketum,
• Kusursuz ,
• Etrafa kolayca uyum sağlayan,
• Çocuklarına yetki vermeyi seven,
• Kendi özlerini değiştirebilme gücü,
• Saklı işler çevirmeyi seven,
• Çok çekici,
• Dokunma ve titreşimlere olağanüstü duyarlı,
• Farklı bir kişilik!

22 Kasım – 21 Aralık
WAPİTİ
Uğurlu Taşı: Obsidiyen
Rengi: Siyah
"Yeniden doğan veya yeniden doğurabilecek bir güç simgesi!"
• Parlak, saydam yapılı bir kişilik,
• Sık sık ikilem yaşayan,
• Yaşamları boyunca bıçak sırtında yürüyen,
• Dış etkilerden gerçek özleri çıkarmayı çok iyi beceren,
• Yumuşak ama güçlü bir yapıya sahip,
• Çevrelerine karşı antiseptik bir etkiye sahip olan,
• Çok güçlü bir adalet duygusuna sahip,
• Güçlü içgüdüleri olan,
• Ruhsal düğümleri kolayca çözebilen,
• Yükseklere tırmanmayı başarabilen,
• Sağlam içgüdüleri olan,
• Yakın ilişki kurmaktan çekinen,
• Sıcak kalpli, sevgi dolu olabilen,
• Fikirlerinden asla caymayan, kendi bildiğini okuyan,
• Bazen aşırı cesur,
• Erkenden olgunlaşan,
• Çabuk öğrenen,
• Öfke nöbetleri geçirebilen,
• Kazandıkları bilgileri herkesle paylaşan,
• Gururlu,
• Saygı ve sevgi uyandıran, neşeli Wapiti'ler!

Kurbağaların Dönüş Dönemi - (Kunduz) 20 Nisan - 20 Mayıs


Kurbağaların Dönüş Dönemi - (Kunduz) 20 Nisan - 20 Mayıs 

 Kurbağaların Dönüş Dönemi (Kunduz) 20 Nisan - 20 Mayıs tarihleri arasında, Kızılderililerin takviminde olarak adlandırılan ayda dünyaya gelen insanların hayvanlar alemindeki totemi kunduz, bitkiler alemindeki totemi mavi kamass çiçeği, madenler alemindeki totemi kristokoldür. Uğur renkleri mavi, kabileleri kaplumbağadır.

Krisokal, firuzeye çok benzeyen bir taştır ve tıpkı onun gibi su içeren bir bakır silikat bileşimidir. Rengi, koyu yeşilden mavi-yeşile ve koyu maviye kadar değişir. Hem cam pırıltısı taşır, hem de topraksı bir görünüşü vardır. Dile değdirildiği zaman yapışan krisokol, bu özelliğiyle tanınabilir.

Firuze gibi, krisokol da, eski çağlardan beri süs taşı olarak kullanılmış, ancak onun kadar değerli bir taş sayılmamıştır. Mavi parlaklığı ve topraksı görünüşü nedeniyle, yeryüzü ve gökyüzü güçlerini birleştiren bir taş olduğu inancı yaygındır. Krisokolün üstte taşındığı zaman, şans, sağlık getirdiği, insanın bedenini, yüreğini ve ruhunu arındırdığı söylenir. Bu nedenle, eski çağlardan bu yana krisokol taşından fetişler ve heykelcikler yapılmıştır. Krisokol firuze renginde olduğu, ancak onun gibi çabuk renk değiştirmediği için bu tür süs eşyalarının yapımında firuze yerine kullanılmıştır.


***


Kunduz-İnsanları maden totemlerinden, yeryüzü ve gökyüzü güçlerini birleştirmeyi öğrenebilirler. Kaplumbağa kabilesinden olmaları nedeniyle Kunduz-İnsanları toprağa çok bağlı, hatta biraz fazla bağlıdırlar. Yalnızca toprağa yönelir ve gökyüzünde kendilerini bekleyen bilgilere sırt çevirirlerse benliklerini kaybedebilirler.

Tıpkı taşları gibi Kunduz- İnsanları da çok şanslı kişiler olarak gözükürler, ancak bu şans genellikle sıkı bir çalışma ve doğru zamanda doğru yerde bulunmak sezgisinden doğmuş bir şanstır. Eğer üstlerinde totem taşlarını taşırlarsa, ve kendilerini bırakma eğilimlerine kapılmazlarsa, sağlık durumlarıyla dirençleri daha da güçlenir. Karakterlerini değiştiren önemli ve büyük benliklerini ve kişiliklerini kolay kolay değiştirmezler. Dengeli insanlardır, doğal dengelerini koruyup kullanabildikleri sürece, kendilerini rahat ve iyi hissederler.

Gönüllü olarak zor bir işe kalkışan Kunduz-İnsanına çok ender rastlanır. Eğer Kunduz-İnsanları geziye çıkar, ya da yaşamlarında önemli bir değişikliği göze alınırsa, çok sistemi bir biçimde yaparlar. Geziye çıkarken bile üzerlerinde taşımaya ya da çevrelerinde bulundurmaya alıştıkları bazı şeyleri yanlarında götürürlerse, kendilerini daha rahat hissederler. Her tür değişkenliğe karşı direnç gösteren yapıları, bu kişilerle çok sağlam ve güvenilir dostluklar kurulmasını sağlar. Eğer bu burcun insanı birisiyle dost olmuşsa, bu dostluğu kolay kolay bozulmaz, iyi bir iş arkadaşıdır, değişken ve hareketli kişilerin ya da işlerin dengeye kavuşmasını sağlar.

Tıpkı krisokol gibi bu insanlarda yakınlaştıkları kişilere ve nesnelere saf bir soluk katarlar. Dostluk ve arkadaşlıklarında öyle yakın birliği, bağlılık ve süreklilik vardır ki, sanki günümüzün alışılmış ölçülerinin dışında, o eski altın çağlardan kalmış insanlar gibidirler.

***

Kunduz-İnsanlarının bitki totemi yalnızca Kuzey Amerikar'da görülen mavi kamass çiçeğidir (quanash). Zambakgillerden bu çiçeğin değişik türlerine ABDr'nin birçok yerinde rastlanabilir ve bunların farklı özelliklerini belirlemek çok önemlidir. Doğu yöresinde açan ve ya da olarak adlandırılan türleri batıdaki mavi kamass çiçeğinden biraz daha küçüktür ve renkleri biraz soluktur. Mavi kamassr'ın 25-30 santimi bulan ve ota benzeyen yaprakları sapın dibinden fiskiyegibi fışkırır. Bitkinin mayıs ayında açan çiçekleri parlak mavi renktedir. Tek bir sap üzerinde açarlar ve üç çanak, üç de taç yaprakları vardır. Bitkinin boyu bazen 60-70 santimi bulur.

Genellikle mavi kamass çiçeğinin yakınlarından açan bir kamass türü daha vardır. Yaprakları, sapı ve kökü mavi kamassr'a çok benzeyen bu türün çiçekleri sarı, ya da filiziye çalan beyaz renktedir. denizlen bu çiçek çok zehirlidir ve yenilirse, insanı ağır hastalıklara hatta ölüme kadar götürebilir. Bu konuda yanılgıya düşmemek için bitkinin yumrusundan yararlanmadan önce çiçek açması beklenmelidir.

Mavi kamass çiçeği, birçok Kızılderili kabilenin temel besin maddeleri arasındaydı. Yenebilecek olanlar, çiçek açınca işaretlenir ve yaz sonunda, iyice geliştikleri zaman topraktan çıkarılıp toplanırlar. Kızılderililer mavi kamassr'ın yumrularını, toprakta bir delik açıp bu deliğin tabanını ve kenarlarını yassı taşlarla döşeyerek ve içinde ateş yakarak kaynatırlardı. Talar nar gibi kızarınca, ateşin korları dışarı alınır ve çukura dallar, yapraklarla otlar döşenirdi. Sonra sopayla üstten bir delik açılır ve deliğin içi suyla doldurularak yumrular bu çukurlara 50-60 kilo kadar soğana benzeyen mavi kamass yumrusu doldurulur, çukurun üstü dallarla, toprakla ve örtülerle kapanırdı. Sonra sopayla üstten bir delik açılır ve deliğin içi suyla doldurularak yumrular bu çukurda bütün bir gün kaynatılırdı. İyice kaynatıldı. İyice kaynatıldıktan sonra çıkarılan yumruların kabuğu soyulur ve yassı tavalara yayılıp pişirilirlerdi.

Şekerli bir kokusu ve tadı olan mavi kamass yumruları daha şeker bilinmeden önce yemeklerin tatlandırılmasında kullanılırdı. Mavi kamass çiçeğinin yumruları iyice kaynatılarak, küspe haline de getirilebilir. Amerikar'ya ayak basan beyazların çoğu bu çiçeği kıtanın yerlilerinden öğrendiler ve böylece yoksul yemek listeleri biraz renklendi. Mavi kamassr'ta nişasta yoktur, fakat yabani hindiba köküyle, enginarda da bulunan ensulin vardır. Pankreasın çalışmasını etkileyen bu madde nedeniyle, yerliler bu yumruların düzenli olarak yerlerdi. Böylece daha o çağlarda kendi yöntemleriyle şeker hastalığını önlemeye ve kan şekerini dengelemeye çalışırlardı. Bu yumrulardan çok fazla yenilirse, söktürücü ve kusturucu yerine de geçebilir.

Yaptıkları işlerin hem güzel, hem yararlı olmasına çalışan Kunduz-İnsanları bitki totemlerine çok benzerler. Bu zarif çiçek güzelden anlayan herkesi etkiler. Mavi kır çiçeği kamassr'la kaplı yamaçlar, vadiler, uzaktan mavi bir göl gibi görünür. Yakından bakıldığı zaman da çok çekicidirler.
Mavi kamass çiçeği, yalnızca güzelliğiyle değil, dengeli bir besin kaynağı olarak da yüzyıllar boyunca Kızılderililerin yardımcısı olmuştur.
Kunduz-İnsanları totemleri gibi yakınlık kurdukları insanları ve nesneleri dengelerler. Kendi kökleri çok derinlere uzandığı için, insanlara ve projelere sağlam bir dayanak oluştururlar. Mavi kamassr'ın yumruları gibi onlar da enerji akımlarının dengesini korudukları sürece herkese yaşam gücü ve tadı verir.

Enerji akımları engellenirse, Kunduz-İnsanlarının olumlu özellikleri tıpkı gibi renk değiştirir ve tersine dönüşür. Böyle durumlarda, Kunduz-İnsanları kendi çukurlarında boğulur, dokundukları insanları, yaşamı ve her şeyi tüm anlamıyla boğabilirler.

Kunduz-İnsanları eğer iç huzurundan yoksunsalar, huzursuzluklarını tıpkı dinginlikleri gibi büyük bir güçle çevrelerine yayarlar. Böyle durumlarda Kunduz-İnsanlarının ruhsal dengelerine yeniden kavuşması için biraz kamass çiçeği ilaç yerine geçebilir.

Kunduz-İnsanlarının rengi, kamassr'ın pırıl pırıl mavisi, ya da krisokolün derin mavisidir. Bu burcun insanları için mavi, içten gelen bir barış özlemini, mutluluktan kaynaklanan fiziksel ve ruhsal hoşnutluğu, huzuru simgeler. Kunduz-İnsanları içlerinde kaynayan ruhsal istemlerin peşinde koşmadan önce, toprakta sıkı bir şekilde kök salmayı öğrenmelidirler.

Doğur'nun Koruyucusu olan Wabunr'un ikinci ayında doğdukları için bu insanlar sürekli gelişmek isterler. olarak bilinen bu dönem ilkbahara rastlar ve yeryüzündeki her şey bu mevsimde gelişip büyür. Kunduz-İnsanlarının huzur duygusuna kapanıp kalmamaları için böyle dış etkiye gereksinimleri vardır. Wabunr'un döneminde dünyaya geldikleri için, varlıklarının maddi yönünü aşıp, ruhsal aydınlanmaya yönelme konusunda yeterli güç ve desteğe sahiptirler. Kaplumbağa kabilesinden olmaları, toprağa bağımlılıklarını ve bazı kişilik özelliklerinin gücünü daha da arttırır.

Bu nedenle Kunduz-İnsanları Kaplumbağa kabilesinden olduklarını hiç unutmamalı, düşüncelerinde duygularında, eylemlerinde tek bir noktaya saplanıp, tek boyutlu insanlar haline gelmeye dikkat etmelidirler, yoksa kendilerine canlılık veren enerji akımları olumsuz bir biçimde engellenebilir.

Bu burcun totemi olan kunduz, insanların yanı sıra kendi rahatı, huzuru ve güvenliği için doğayı değiştiren, hem de çarpıcı bir biçimde değiştiren ender bir hayvan türüdür.

Kunduz, ABDr'deki tırnaklı hayvanların en büyüğü ve Güney Amerikar'daki capybarar'dan sonra dünyadaki tırnaklıların ikinci büyüğüdür. Gelişkin kunduzlar 30-35 kilo kadar gelirler ve yaşamları boyunca sürekli olarak büyürler. Boyları bazen 1 metreyi bulabilir. Bedenleri doğal çevreye şaşırtıcı bir şekilde uyum sağlar. Bir kara hayvanı olduğu halde zamanının büyük bir bölümünü suyun içinde geçirir. Solunum ve kan dolaşımı sistemi öylesine düzenlenmiştir ki, yeterli oksijeni alarak, 15 dakika su altında kalabilirler. Kunduzların uzun, geniş ve yassı bir kuyrukları vardır. Pullarla örtülü olan bu kuyruğu suyun içinde kürek gibi, karadaysa dengelerini sağlamak için kullanırlar. Ön ayakları çok beceriklidir ve tıpkı bir insanın mısır yemesi gibi bir dalı çevire çevire kemirebilirler. Çamurla, ağaç dalları ve yapraklarıyla suların önünde baraj örerken, ellerini ustaca kullanırlar. Bir masa tenisi raketi büyüklüğündeki arka ayaklarında yüzgeçler vardır ve bu yüzgeçler yardımıyla suyun içinde şaşırtıcı bir hızla yüzebilir ve her türlü hareketi yapabilirler.

Kahverengi derileri çok kalındır ve özel bir hormon salgılamasıyla oluşan derialtı yağ tabakaları su geçirmez bir zırh gibidir. Üst çenesindeki uzun ve sivri dişleri oldukça büyüktür. Dişleri kırıldığı ya da düştüğü zaman yerine yenileri çıkar. Barınmak ve beslenmek için sürekli ağaçlarla ve dallarla boğuşmak zorunda olan böyle bir hayvanının dişlerinin yeniden büyümesi yaşamsal önemdedir. Kunduzların keskin dişlerinin arkasında bir deri parçası vardır ve suyun içine daldığı zaman bu parçacıklar kapanarak onun su yutmasını önler.

Kulakları ve burunları da açılıp kapanan bir yapıdadır, gözlerinde ince deriden küçük kapakçıklar vardır. Suyun içinde hepsi bir denizaltı gibi kapanır ve su geçirmezler. Kunduzlar fiziksel olarak çevrelerine böylesine uyum sağladığına az sayıdaki doğal düşmanlarına karşı böylesine korunma sistemiyle donatıldıklarına göre soylarının hızla yayılması ve yeryüzünün her yerinde kunduzlara rastlanması gerekirdi.
Ancak, insanların kunduzlarda bulunan iki şeye aşırı merak sarması yüzünden bu hayvanın soyu neredeyse tükenecek gibidir. Bunlardan birincisi, kunduz derisi, ikincisi kunduzların salgılayan hormonlarıdır. Kunduz derisinden erkek şapkaları özellikle geçtiğimiz yüzyılda Amerikar'da çok tutulurdu. Kunduzların çağlardan 18. yüzyıla kadar ilaç olarak kullanılmıştır. Castoreum, aspirinin temel maddelerinden olan salisilik asit de içeriri ve eskiden olduğu gibi günümüzde de değerli parfümlerin yapımında sabitleştirici olarak kullanılmaktadır.

Kunduzları öylesine değerli av hayvanlarıydı ki, kunduz avının Kuzey Amerikar'nın beyazlar tarafından keşfedilmesini çabuklaştıran unsurlardan olduğu söylenebilir. 17. yüzyıldan başlayarak ve gibi bazı gruplar büyük sermayeler yatırarak kunduz avcılığını körüklediler ve kürk ticareti sayesinde kunduz milyoneri oldular.

19. yüzyılın başlarında kunduz soyu, bu kıyım sonucu neredeyse tükenmek üzereydi. 1907 ve 1909 yılları arasında ABDr'de her yıl yaklaşık 80 bin kunduz avlanıyordu. 1912 yıllarında bu sayı 7 binlere indi. İnsanlar sonunda, kunduzların suların doğal yapısının korunması için ne kadar yararlı ve önemli olduklarını anladılar ve akarsuların göllerin bitki örtüsünün, çevrenin güzelliğinin korunmasına, balıkların üreyip gelişmesine büyük katkıda bulunan bu hayvanların avlanmasını önlemek için bir dizi yasak koydular.

Kunduzların, büyük bir ustalıkla çamur ve yapraklarla sıkılaştırdıkları ağaçlarla inşa ettikleri setler ve bentler, var olan suların korunmasını sağladığı gibi, balıklar ve bitkiler için de yeni yeni yaşam alanları açar.
Kunduzların bentleri ve kanalları doğal birer mimari başyapıttır. Uzunluğu ikiyüz metreyi bulan bu kanallarda değişik yükseklikleri düzenli aralıklarla yaptıkları su bentleriyle aşarak su düzeyini ayarlarlar. Bu kanalları göletlerine ağaç taşıyabilecekleri bir su derindiği elde etmek için yaparlar. Göletlerinde düşmanlarından korunur ve bütün kışı geçirecek kadar ağaç depolarlar. Temel besin maddeleri ağaç yaprakları ve ağaç kabuğunun içindeki tatlı ve yumuşak kusumlardır. Kabuğunu en sevdikleri ağaç tellikavaktır.

Kunduzlar genellikle sessiz hayvanlardır. Zaman zaman havlama tıslama, ya da viyaklama gibi sesler çıkardıkları olur, ama en çok kullanıldıkları ses aynı göletin içinde birbirleriyle haberleşirken kullandıkları bir tür miyavlamadır. Herhangi bir tehlike belirdiği zaman bu beraberlik bir ömür boyu sürer ve üçer kişilik aileler halinde yaşarlar. İyi birer ana-baba olan kunduzlar, yavrularını yuvalarında iki yıl boyunca ya da yeni bir doğuma kadar, sevecenlikle büyütürler. Büyüyen yavrular kendilerine bir eş aramaya ve yeni bir yuva kurmaya giderler. Doğumdan sonra ana kunduz, baba kunduzu evden kovar ve yavruları kendi başlarına hareket edecek duruma gelene kadar eve sokmaz. Baba kunduz bu süreyi, aynı kaderi paylaşan diğer erkek kunduzlarla birlikte geçirir. Eşini yitiren yaşlı kunduzlar fena halde aksileşirler. Neredeyse yaşama küsüp her fırsatta başladıkları için birlikte yaşadıkları ailenin kunduzlar heyeti toplanıp onlar hakkında karar almak zorunda kalır. Bu karar sonucu bazen, ortak yuvalardan uzaklaştırılırlar ve ömürlerinin sonunu kendilerine yeni bir yuva kurma zahmetine bile katlanmadan, herhangi bir ağaç kovuğunda geçirirler.

Bu burcun insanları, totemleri gibi, rahatları, huzurları ve güvenlikleri için, çevrelerini güçlü bir biçimde değiştirirler. Bu değişiklikler bazen fiziksel, bazen de duygusal alanlarda olabilir. Kunduzlar gibi onlar da bu değişikleri yavaş, dikkatli, sürekli ve yaratıcı bir biçimde gerçekleştirirler. Özledikleri ortamı kurdukları zaman onu koruyup sürdürmek için hemen onarıma başlarlar. Kunduz-İnsanlarının kendilerini rahat, güvenli hissetmeleri, geliştirebilmelerini için sınırları çizilmiş ve iyi düzenlenmiş bir ortam gereklidir. Totemleri gibi bu burcun insanları da suyu çok severler. Yüzmekten, yelken açmaktan, ya da yalnızca su kıyısında gezinmekten kısaca suyla ilgilenmekten hoşlanırlar. Su, onların nesneleri daha iyi kavramalarına ve yaşama yeni bir gözle bakmalarına yardımcı olur. Akıllı ve becerikli olan Kunduz-İnsanları, kişisel gelişimleri için zorunlu ve yararlı gördükleri her şeyi kolayca öğrenebilirler.

Kunduzlar gibi, onlar da çevrelerini bir kez düzene soktuktan sonra bedensel ve ruhsal alanda rahatça uyum sağlarlar. Uyum yetenekleriyle çok değişik işlerde ve alanlarda başarılı olabilirler. Fiziksel konularda çok yaratıcıdırlar, Kunduz-İnsanlarının evleri şaşırtıcı özgünlüklerde doludur. Zamanlarının büyük bir bölümünü kişiliklerine sağlam bir temel kurmak için harcarlar. Yaratıcı güçleri diğer konularda da çok şaşırtıcı ve başarılı sonuçlar doğurabilir.

Kunduz-İnsanları evlerini, işlerini, ya da arkadaşlarını düzenlemeye kalktıkları zaman gerçek birer mucize yaratabilirler. Daha verimli ve daha düzgün bir çalışma ortamı kurmak için bazı şeylerin değişmesi gerektiğine inanırlarsa, o şeyleri mutlaka değiştirirler. Bu burcun insanlarına yeterli süre tanınırsa, işleri sürtüşmesiz ve çok uyumlu yürüyecek bir biçimde düzenleyebilirler. Yaratıcı güçleriyle arkadaşlarının ya da yakınlarının yaşamlarını daha düzenli ve neşeli bir biçimde yeniden kurmalarına katkıda bulunurlar. Maddi alanda işlerini düzenledikten sonra ruhsal alanlarda uğraşmaya başlar, bunlarda da başarılı olurlar.

Güven duymakları bir ortamda Kunduz-İnsanları ilkin suskun dururlar. Ancak ortama alıştıkları zaman görüşlerini açıklamaktan kaçınmazlar. İş duygularına gelince durum bambaşkadır. Duygularını bir barajın göl sularını tutması gibi tutarlar. Kunduz-İnsanları duygularını azar azar açığa vurmayı öğrenmelidirler. Yoksa bir gün barajın yıkılması ve bir barajın yıkılması ve bir duygu selinin içinde boğulma tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar.

Fakat duygularını açıklamayı öğrenmeleri çok zordur, çünkü çevrelerini kendi sorunlarına ortak etmek istemeyen bağımsız bir kişilikleri vardır.

Kunduz-İnsanları duygularını daha açık bir şekilde ortaya dökmeyi ve yaşamı bütün değişkenlikleri içinde kabul etmeyi öğrenemezlerse, çok içine kapanık, dar kafalı ve mutsuz insanlar haline gelebilirler ve iç huzursuzluklarını örtmek için kendilerini yemek, içmek ya da benzeri şeylere ölçüsüz biçimde kapatabilirler. Uzun bir süre bu durumda kalırlar ve duygusal planda kendilerine set çekerlerse, boyun ve gırtlaklarında çeşitli rahatsızlar baş gösterir ya da, yeme içme tutkuları sonucu karaciğer ve pankreas hastalıklarına yakalanabilirler. Kunduz-İnsanları ilişkilerini çok ciddiye alırlar, kendilerine bir eş seçtikleri zaman, onunla bütün bir ömür beraber olmak isterler. Girdikleri ilişkilerin tutarlı ve dengeli olması, onlara gereksindikleri huzur duygusunu sağlar, böylece yeni alanlara açılabilirler. Sevdikleri zaman öylesine severler ki, sevdikleri kişiyi aşırı ilgi ve sevgileriyle bunaltabilirler. Kunduz-Kadınları hele gençlik dönemlerinde, yavrularına büyük bir ilgi ve bağlılık gösterir ve onları tam anlamıyla egemenlikleri altına alırlar. Hatta dişi kunduzlar gibi davranma hatasına düşünerek, çocuklarıyla aşırı bir biçimde ilgilenip kocalarını evden kaçırabilirler. Ancak çocukları büyüdükçe aynı ana-babalar, bağları gevşetir ve zamanı gelince çocukların yuvadan ayrılıp yeni bir yaşam kurabilmeleri için gerekli desteği sağlarlar. Bunun zamanını Kunduz-İnsanları çok iyi ayarlar.

Kunduz-Çocukları çok kaprislidir. Belli bir yaşam düzeni ve ritmi sağlayana kadar bu halleri devam eder. Günlük yaşamları bir programa bağlandığı zaman uyumlu ve uslu çocuklar olurlar. Çok yaratıcıdırlar ve saatlerce kendi kendilerine oynayabilirler. Ancak Kunduz-Çocuklarıyla hedefi uzun yolculuklara çıkmak pek kolay değildir. Alıştıkları yerden kolay kopamayan bu çocuklar gezi boyunca çevrelerini çok rahatsız edebilirler.

Kunduz-İnsanları Yılan-İnsanlarıyla bütünleşir. Kaplumbağa kabilesinden Yabankazı ve Bozayı-İnsanlarıyla iyi anlaşırlar. Kurbağa kabilesinden Puma ve Ağaçkakan-insanları da iyi anlaştıkları burçlar arasındadır.

Diğer totemlerin insanları bu burçtan geçerken çok şey öğrenebilirler. Yeryüzündeki yaşamlarını düzene sokmanın, iç huzurlarını ve güvenliklerini sağlamanın önemini, kararlılık, direnç ve dayanıklılık erdemlerini öğrenir, hepimizi bağrına basan Toprak Anayla daha sağlam ilişkiler kurmanın güzelliğini kavrarlar.

Kızılderililerde Burçlar ve Şifa Çemberi
Sun Bear ve Wabun

Dinlenme ve Arınma Dönemi (Susamuru) - (20 Ocak - 18 Şubat)

Dinlenme ve Arınma Dönemi
(Susamuru)
(20 Ocak - 18 Şubat)


20 Ocak'la 18 Şubat arasında yılın 2. ayı olan "Dinlenme ve Arınma Dönemi"nde dünyaya gelen insanların hayvanlar alemindeki totemi susamuru, bitkiler alemindeki totemi tellikavak ve madenler alemindeki totemi gümüştür. Uğur renkleri gümüş rengi, kabileleri Kelebektir.

***

Bu burcun insanları, madenleri gümüş gibi, herkes tarafından sayılan ve sevilen insanlardır. Gümüş, her biçime girebilen, yumuşaklığı, parlaklığı ve güzelliğiyle, ilk çağlardan bu yana insanların en çok değer verdiği iki maddeden biridir. İnkalar Dönemi'nde bile gümüş ocaklarının işletildiğini gösteren belgeler vardır. Amerika'da ise İspanyollar gelinceye kadar gümüş pek önemsenmiyordu.

Yüzyılar boyunca zenginliğin ölçüsü olarak kabul edilen gümüş, para basımında, takı ve bazı lüks ev eşyalarının yapımında en çok kullanılan madenlerdendir. Geçmişte soylu aileler bütün süslerini ve taçlarını gümüşten yaptırırlardı. Kiliselerde ayinlerde kullanılan çanaklar gümüşten dökülür, zenginler aynalarını gümüşle kaplarlardı.

Susamuru İnsanları da tığkı totemleri gibi yakınları ve arkadaşları tarafından beğenilen, sayılan, sevilen kişilerdir. Bir dostta aranılan çok değerli özellikleri taşırlar. Tıpkı gümüş gibi yumuşak huylu insanlardır. Her duruma kolayca uyum sağlayabilirler. İçlerinde, insanlara duydukları sevgiden gelen bir pırıltı taşırlar ve fiziksel yapıları nasıl olursa olsun bu pırıltı onlara bir güzellik verir.

Gümüş renginin birçok sihirli özelliği olduğu söylenir. Bedenle ruhu birbirine bağlayan şeyin, gümüşi bir kordon olduğuna inananlar vardır. Bazı dinlerde, gökyüzünde altın bir tabaka, onun üstündeyse gümüş bir tabaka bulunduğuna ve gümüş tabakanın aşkın en ince titreşimlerini simgelediğine inanılır. Geceleri gökyüzünden her yana ışıklar saçan Ay Nine'nin gümüş renginin, algılama ve esinleme gücünü, insanlar arasındaki duygu akımını arttırdığı öne sürülür.

***

Susamuru İnsanlarının gizemli yetenekleri olduğu söylenir. Bu burcun insanlarının sezgileri çok güçlüdür. Dış görünüşün altında yatan, insanları yüceltebilecek gerçekleri bulup ortaya çıkarmak isterler.

Enerjilerini iyi kullanmayı başarırlarsa, içlerinden ruhsal güçlerin akıp geçtiğini duyumsayacaklardır. Ayla gizemli bir ilişkisi olan Susamuru İnsanlarının derin bir iç dünyaları vardır, ancak genellikle bunu saklamaya çalışırlar. Duyguları çok yoğundur, fakat bu duygularını çevrelerine sezdirmezler. çekingen oldukları için değil, çevrelerini kendi duygusallıklarıyla etkilememek için böyle yaparlar. Bazı Susamuru İnsanları duygu dünyalarının derinliğini entellektüel tartışmalarla dengelemek isterler. Bu kişiler, o sırada tartışma konusu olan düşünceler ve akımlar üzerine derin, ayrıntılı ve ateşli tartışmalara girmekten hoşlanırlar.

Tartışmaya giriştikleri zaman, aynı kendilerine armağan ettiği bütün esinleri, bütün algılama güçlerini kullanarak, başkalarının düşüncelerini etkilemeye ve değiştirmeye çalışırlar. Böyle bir tartışmada Susamuru İnsanlarına karşıt düşünceyi kabul ettirmek çok zordur.

Susamuru İnsanları derin duygusallıklarını çok sayıda aşk ilişkisi kurmak için de kullanırlar, duygularının yoğunluğu ve çekici kişiliklerinin yardımıyla bunu kolayca başarırlar. Bu kişilere tartışmada karşı koymak ne kadar zorsa, duygusal alanda da karşı koymak o kadar zordur.

***

Bu totemin ayı, dinlenme ve arınmayı simgeleyen Waboose'nin 2. ayıdır. "Toprağın Yenilenme Dönemi"nin hemen ardından gelen bu ayda, güneş yeniden kuzeye yönelirken, toprağa ve toprağın tüm çocuklarına, gelişip serpilme dönemi başlamadan önce, bir dinlenme olanağı daha verir. Bir önceki ayda kendilerini gözden geçirmiş ve yenilemiş olan insanlar, bu ay içinde fiziksel, ruhsal, duygusal yönlerden arınarak, kendilerini gelecek mevsime hazırlamalıdırlar. Çünkü yeni mevsimde dinlenmeye ve esinlenmeye pek zaman kalmayacaktır.

***

Susamuru İnsanlarının bitkiler alemindeki totemi tellikavaktır. Bu ağaca bazı bölgelerde akkavak adı da verilir. Tellikavağın kabuğu gümüşe çalan kahverengidir, yaprakları koyu yeşil bir tonda ve gümüş gibi parlaktır. Hafif bir yaz rüzgarı tellikavağüın yaprakları arasından esip geçtiğinde, küçük çıngıraklar çalıyormuş gibi ses verir. Tellikavağın aı yaprakların bu titreşiminden gelir. Küçük, tek çenekli, içinde sayısız tohumları olan, bir demet halinde sarkan çiçekleri vardır. Her ağaç tek bir türden, dişi ya da erkek çiçek açar.

Kızılderili bitki uzmanlarına göre tellikavağın yaprakları, kabuğu ve sürgünleri uyarıcı, idrar söktürücü bir etki yapar. Yapraklardan ve kabuklardan demlenmiş bir tür çay, karaciğer ve sindirim sistemi bozukluklarında acı bir tonik olarak çok yararlıdır. Sinir bozukluğuyla isteri krizlerinde bu çayın sakinleştirici bir etki yaptığı ve sıtma ateşini düşürdüğü gözlenmiştir. Kızılderililer gövdelerinde birikmiş olan zehirli maddeleri, toksinleri, ilkbahar orucu sırasında tellikavağın yardımıyla bedenlerinden atarlardı.

Haftada bir kullanıldığı zaman tonik ve güçlendirici yerine geçen tellikavak çayı, önemli deri hastalıklarında, egzama, yara-bere yanık gibi durumlarda her gün kullanılırsa çok etkilidir. Bazı Kızılderili boyları, bu ağaçtan kazıyarak elde ettikleri tozu, pudra gibi bedenlerine sürerler, bazıları da ağacın iç kabuğunun tozunu katarakt tedavisinde kullanırlardı.

Susamuru İnsanları tellikavaktan, kendilerine yumuşak ve uyumlu bir şekilde gelen uyarıları, tıpkı kavağın yaprakları gibi hafif ve tatlı bir ezgiyle çevrelerine yaymayı öğrenebilirler. Totemleri ayrıca tüm rüzgarlara göğüs germeyi ve rüzgar ister alçaktan, ister yüksekten essin, her koşulda kırılmadan esnemek yeteneklerini fark etmetelerine yardım edebilir.

Susamuru İnsanları doğuştan esnektirler. Enerjilerinin her zaman olumlu ve düzenli bir şekilde akmasını sağlamak için bu özelliklerini korumayı bitki totemlerinden öğrenebilirler.

Tellikavağın yaprakları ve kabuklarından yapılmış bir çay Susamuru İnsanlarını bazen kapıldıkları bedensel gerginliklerden kurtarır, iç organlarının sağlığını korur. Bu burcun insanlarının genellikle ayaklarında ve kemiklerinde biriken toksinleri atmalarına da yardımcı olur. Susamuru İnsanları enerjilerinin akış düzenini korudukları sürece, sağlıklı insanlardır. Ancak bu enerji akımı -özellikle duygusal alanda- engellenirse, saman nezlesi, astım, bronşit gibi hastalıklara yakalanabilirler. Tellikavak bu gibi hastalıkların önlenmesinde onlara yardımcı olur.

***

Susamurlarını, pek çok doğa bilimcisi vahşi doğanın en sevimli ve en cana yakın hayvanlarından biri olarak niteler. ABD'de biri akarsu ve göllerde, diğeri denizde yaşayan iki tür susamuru bulunur. Denizde yaşayan susamurlarının soyu, yüzyılımızın başında neredeyse tükenmek üzereydi. Çünkü bu sevimli hayvancıklar, tanesi 2000 dolara kadar alıcı bulan, güzel ve değerli kürkleri nedeniyle, avcıların boy hedefi haline gelmişlerdi. Bir zamanlar susamurları rahatça deniz kıyılarında oynaşırlar, insandan kaçmadıkları için de kolayca avcıların eline düşerlerdi.

ABD'de Kaliforniya'nın kuzey kıyılarında günümüzde tek tük görülebilen susamurları yaşamlarının büyük bir bölümünü denizin içinde sürdürerek soylarını koruyabilmişlerdir. Denizin içinde yiyip içen, oynaşıp güneşleyen ve yavrulayan bu deniz samurlarının parlak koyu kahverengi renkleri vardır. Yer yer gümüş tellerle süslü olan bu kürk, çok sık ve ince tüylüdür. Ergen samurlarının yüzleri açık kahverengi, bıyıklarıysa beyazdır. Bütün samur türlerinde olduğu gibi onlarında ayak parmaklarında yüzgeç bulunur.

Tıpkı fok balıkları gibi susamurları da suyun içinde çok rahat hareket ederler ve yuvalarını su kıyılarında, kayalıklarda kurarlar, yosunlarla kapladıkları döşeklerinde dinlenir, eğleşir ve yavrularlar.

Susamurları 1-1.5 metre bıyunda, 15-30 kilo ağırlığında olabilir. Deniz samurları, akarsu samurlarından biraz daha büyüktür. Gelincik ailesinden olan susamurlarının derileri çikolata rengi, karın ve boyun bölgeleri ise açık gri renktedir. Akarsu ve göl samurları da tıpkı denizlerdeki kardeşleri gibi ancak suda yaşayabilirler. Susamurlarına genellikle Batı Amerika'nın büyük göllerinde, bataklıklarda, akarsularında rastlanabilir. Yuvalarını, su farelerinin açığı delikleri büyüterek ya da başka oyuklarda kurarlar. Hem karadan hem de denizden bu oyuklara ulaşan yollar yaparlar. Bazı samurlar, sazdan ve kamıştan Kızılderili kulübelerine benzeyen barınaklar inşa ederler.

Susamurlarının sindirim sistemi çok hızlı çalıştığı için doymaz bir iştahları vardır. Balıkla, kabuklu hayvanlarla, böceklerle ve bazı küçük tırnaklı hayvanları yiyerek beslenirler. Küçük kabuklu hayvanların kabuklarını taşla kırar, böylece alet kullanma özellikleriyle diğer hayvan türlerinden ayrılırlar.

Zengin bir dilleri vardır. Takırdama, bağırma, viyaklama, yutkunma, kıkırdama ve tıslama gibi sesler çıkarırlar. Çıkardıkları ses bazen bir mil öteden bile duyulabilir.

Susamurları vahşi hayvanların en erdemli, en oyuncu ve en meraklı türlerindendir. Beslenme, avlanma ya da güneşlenme zamanları dışında kendi aralarında oynarlar. Su kıyılarında kayak yerleri yaparlar ve tıpkı çocuklar gibi buralarda kayarak eğlenirler. Kayaklarını yazın çamurdan, kışın kardan yaparlar. Suyun içinde yunuslar gibi yüzen susamurları peşpeşe dizilip bata çıka "lokomotifçilik" oynarlar. Deniz yılanlarına ait pek çok efsanenin böyle oynaşan susamurlarından türediği düşünülebilir.

Kızılderililer susamurlarına çok değer verirlerdi. Midewiwin ve Ojibwa boylarından Kızılderililer susamuru derilerinden ilaç torbaları yaparlar ve bu torbaların iyileştirici bir güç taşıdığına inanırlardı.

Bazı efsaneler gelincik türünden gelen susamurlarının böylesine değişik ve olumlu davranış göstermelerini susamurlarının gelinciğin kötü şöhretini unutturmak, dünyaya iyi bir örnek vermek için çabaladıkları sonucuna bağlanmışlardır.

Susamurlarının huzurlu ve etkin bir aile yaşamı vardır. Çocukların eğitimine dişiler kadar erkek samurlar da katılır. Susamuru yavruları aile yuvasında, diğer vahşi hayvanlarda görülenden çok daha uzun bir süre kalırlar. Susamuru eşleri birbirleriyle yakından ilgilenirler. Eşlerden birisi ölürse, diğeri onun yasını aylarca tutar.

***

Bu burcun insanları sevilen ve aranan bir yaşam arkadaşıdırlar, onlar da totemleri gibi akıllı, cesur, esnek, yardımsever ve iyi yüreklidirler. Olağanüstü bir konuşma yetenekleri vardır ve diğer alanlarda olduğu gibi düşünceleri açıklamakta ve sözcükleri kullanmakta da çok ustadırlar.

Bu burcun insanları başka bir yönden de susamurlarına çok benzerler. Diğer insanlara yaşamda ilerlemeleri ve saygın bir duruma gelmeleri için yardımcı olmayı benimsemişlerdir. Güçlü sezgileri ve insancıl duygularıyla bu kişiler zamanlarının büyük bir bölümünü başka insanlara yardım etmekle geçirirler. Hatta yeni insanlarla tanışmaktan ve onlara şu ya da bu biçimde yardımlar tasarlamaktan zevk alırlar.

Keskin görüşleri ve sezgileriyle diğer insanlara yardımcı olurken yeni yeni olanaklar yaratmakta çok beceriklidirler.

Sosyal yardım tesislerinin kurulduğu ve geliştirildiği her yerde genellikle bir Susamuru İnsanının emeği vardır. Yardımseverlik, Susamuru İnsanlarının karakteristik özelliğidir. Bunu büyük çapta gerçekleştiremeseler bile, mutlaka kişisel çevrelerinde uygularlar.

Susamuru burcundan bir arkadaşınız varsa, şanslısınız demektir, çünkü o sizin için her zaman iyi bir dert ortağı ve güvenilir bir dost olacak, hatta başınız sıkıştığında parasal olanaklarını sonuna kadar kullanarak size yardımdan kaçınmayacaktır. Son derece pratik kişiler olan Susamuru İnsanları bu paranın harcanacağı alanın gerekliliği konusunda kuşkuya düşerlerse, önce bunu açıkça belirtirler. Görüşleri kabul edilmese ve sonuçtan kuşkulu olsalar bile yardımdan vazgeçmezler, ancak sabırla olayın sonucunu ve kendilerine başvurulacak zamanı beklerler. Bu kişiler üstün sezgileriyle kendilerini başka insanların yerşne koyabilir, onların en gizli duygu ve düşüncelerini anlayabilirler.

Susamuru İnsanları yumuşak, sevecen ve uysal yapılı olmalarına rağmen, karşılarındakinin doğru yolu bulması için esaslı bir "darbe"ye gereksinimi olduğunu düşünürlerse, bunu sağlamak için darbeyi indirmekten de kaçınmazlar. Enerji akımları düzgün olduğu sürece, hiçbir zaman yalnızca kötülük olsun diye, sert davranışlarda bulunmazlar. Kişisel intikam peşinde koşan Susamuru İnsanına çok ender rastlanır. Ancak bu kişiler, çok korkusuz ve cesurdurlar, durumun gerektirdiğine inanırlarsa, dostlarına ve iş arkadaşlarına sevimsiz gözükebilen davranışlarda bulunmaktan da kaçınmazlar.

Sezgili yaratılışları sonucu belirgin ruhsal yeteneklere sahiptirler. Birçok Susamuru İnsanı bu yetenekleriyle günlük yaşamda doğru kararlar verir ve bu kararların doğruluğuna sonra kendisi de şaşırır. Bunun üzerine kafa yormamış ve bu konuyu incelememişlerse, çoğu kez yeteneklerinin nereden kaynaklandığının farkına bile varmazlar. Bu burcun insanlarının ileri görüşlülüğü ve zaman zaman neredeyse geleceği okuyan düşler görmelerinin kaynağıda yine aynı sezgisel güçlerdir.

Susamuru İnsanları bazen, kendi iç dünyalarının derinliklerinde yatan güçlerden korktukları ve onları bastırmak istedikleri için yanlış bir yol tutabilirler. Entellektüel yanlarını geliştirip, içgüdülerinin sesine kulak tıkarlarsa hata ederler.

Böyle bir durum ortaya çıkarsa, çok mutsuz kişiler olurlar ve tüm olumlu özelliklerini yavaş yavaş kaybetmeye başlarlar. Aynı zamanda sindirim sistemlerinde çeşitli rahatsızlıklar görülebilir.

Susamuru İnsanları içe kapanık bir havaya kapıldıkları zaman, hiç değilse çevreye uyum sağlama özelliklerini korumaya çalışmalıdırlar, yoksa güç akımının tamamen donması gibi tehlikeli bir durumla karşılaşabilirler. Böyle durumlarda yaşamlarının her alanında yanlış kararlar almaya başlarlar ve gerek arkadaşlarının, gerek aile çevrelerinin onları bu kısır döngüden kurtarması çok zor olur. Susamuru İnsanları her zaman sorunsuz çözümlere yatkın oldukları için kendi sorunlarının köklerine inmekte çok zorluk çekerler.

Kelebek kabilesinden olmaları, Susamuru İnsanlarının olumlu özelliklerini daha da arttırır. Kendi düşsel varlıkları, her zaman rüzgarlı imgelerle dolu olduğu için Susamuru İnsanları, gerçeklik duygusunu kaybetmemeye dikkat etmelidiler. Yoksa hiçbiri gerçekleşmeyen pek çok hayalle uğraşmak zorunda kalabilirler.

***

Bu burcun insanları, totemleri gibi sıcak yürekli, yumuşak ve sevecen birer ana-babadırlar. Çocuklarına, ölçülü ve onların kendilerini güven içinde hissetmesini sağlayacak kadar ilgi gösterir, aynı zamanda yeterli bir özgürlük alanı da bırakırlar. Çocukların gerçek bir gereksinimi olduğu zaman bunu hemen far edecek kadar duygulu ve anlayışlıdırlar. Zamanı gelince çocukların yaşama atılması, yetişkin birer insan olması için gerekli özgürlüğü de tanırlar. Fakat kendi düşlerini çocuklarına benimsetmeye çalışmaları bu burcun insanlarının olumsuz bir yönüdür. Duygusal enerji akımları düzensiz olduğu zaman böyle bir davranışa eğilim gösterirler, buna karşı dikkatli olmalıdırlar.

Çocukluk dönemlerinde Susamuru İnsanları genellikle uzak yerlere, uzak ülkelere gitmeyi ve oralarda yerleşmeyi düşlerler. Bu burcun insanlarının gelecekteki yaşamlarını kurmak için pratik beceri ve uyum kazanmaları bazen yıllar alır. Bu gelişim süreci içinde, onları her türlü tehlikeye karşı korumak gerekir. Çünkü dalgın ve hayalci olduklarından yaklaşan tehlikeleri görmeyebilirler. Susamuru İnsanlarının istekle ve korkusuzca kendi yollarını seçmeleri için yılların geçmesi gerekir.

Bu özellikleriyle, tıpkı susamuru yavrularına benzerler. Onlar da uzun süre yüzmekten korkarlar, ta ki ana-babaları onları kandırıp, su kıyısına getirip, yumuşak bir vuruşla suya atana kadar... Susamuru İnsanları kendilerini bir kez yaşamın akışı içinde bulunca, çocuklukta görülen tüm zorluklarla sorunlar kendiliğinden silinir gider...

***

İnsanlar yaşam çemberinde dönerken bu döneme geldikleri zaman, kendilerindeki algılama, sezgi ve yaratma güçlerini görebilir, bunları daha çok geliştirebilirler. Böylece içlerinde yepyeni sevecenlik hazineleri ve çevreye yardım isteği bulacaklardır. Bu burçtan geçerken, insanlar Toprak Ana'ya ve çocuklarına nasıl daha iyi hizmet edeceklerini düşünüp, yeni yeni planlar yapabilirler.

Susamuru İnsanları hemen herkesle çok iyi uyum sağlarlar, özellikle Mersinbalığı İnsanlarıyla bütünleşirler. Kendileri gibi Kelebek kabilesinden olan Geyik ve Karga İnsanlarıyla da çok iyi anlaşırlar. Fırtına Kartalı kabilesinden olan Aladoğan ve Wapiti İnsanları da iyi anlaştıkları burçlar arasındadır.


Kızılderililerde Burçlar ve Şifa Çemberi
Sun Bear ve Wabun

Toprağın Yenilenme Dönemi (Yabankazı) - (22 Aralık - 19 Ocak)

Toprağın Yenilenme Dönemi
(Yabankazı)
(22 Aralık - 19 Ocak)



Yeni yılın başlangıcı, toprağın kar altında kaldığı, ilkbahara, yenilenmeye hazırlandığı aydır. Bu dönemde dünyaya gelen insanların hayvanlar alemindeki totemi yabankazı, bitkiler alemindeki totemi kayın ağacı ve madenler alemindeki totemi kuvarstır. Uğur renkleri beyaz, kabileleri Kaplumbağadır.

***

Bu burcun insanlarını daha iyi tanımak için önce maden ve bitki alemlerindeki totemlerine bir göz atalım.

Söze kuvarstan başlayalım. Kuvars, silisyum-dioksit bileşiminde, dünyanın hemen her yernde rastlanabilen, oldukça sert ve donuk pırıltılı bir taştır. Yeryüzünü oluşturan doğal temel maddelerden biridir. Akla gelebilecek hemen her renkte olabilmesine karşın, en sık rastlanan türü beyaz ya da "renksiz" denen kuvars türüdür. Yabankazı İnsanlarının özellikleriyle bu renk arasında bir bağlantı vardır.

Kuvars, dokunulduğu zaman insana serinlik duygusu verdiği için, çok eski çağlarda bu taşın sonsuz ve erimeyen bir buzdan oluştuğuna inanılırdı. Çoğu kez kuvarsın içinde donmuş bir su damlası bulunması ve taş kırılınca damlacığın eriyip su olması da bu inancı güçlendiren bir etkendi. Eski Yunan dilinde buza "kristal" denirdi. Buza benzediği için kuvarsın susuzluğu giderici bir özelliği olduğuna inanılırdı. Çağımızda bile bazı izci kitaplarında, susuzluk çekildiği zaman ağıza bir kuvars parçaı alınması önerilir.

Kuvars, gücün simgesi olan bir taştır. Günümüzde bu taşın sentetik kristalleri elde edilerek radyolarda, radarlarda, televizyonlarda, bazı ses ötesi aygıtlarda ve başka teknik alanlarda da elektronik iletici ve ayırıcı olarak kullanılır. Kristalize kuvarsın, günümüzde henüz bulunmamış gizil güçler taşıdığı bazı uzmanlarca öne sürülmektedir.

Eski çağlarda kralların ve soyluların taşıdıkları asalara aynı inançla kuvars taşları işlenirdi. Bazı kişiler, Atlantis'in batma olayını kuvars taşına bağlamakta ve Atlantisli'lerin kuvarsı büyük bir enerji kaynağı olarak kullanmalarının böyle bir yıkıma yol açtığı9nı savunmaktadırlar.

Yine eski çağlarda falcıların kullandığı ünlü kristal küreler kuvars taşından yağılmaktaydı. Yağmur duasına çıkıldığı zaman, ya da geleceği okumak amacıyla su dolu kuvars kapğlar kullanılması da bu taşın gizli bir güç taşıdığına duyulan inancın başka bir örneğidir. Avustralya yerlileri yağmur duasına çıktıkları zaman bu taşı yanlarından hiç eksik etmezlerdi. Yalnızca Amerika'daki Kızılderili kabileleri değil, eski çağlarda yeryüzünün değişik bölgelerinde yaşayan halklar da bu taşı aynı amaçla kullanmışlardı...

Yabankazı İnsanları kuvars kristalinden, yaşamla ilgili her şeyi açık ve berrak bir biçimde kavramayı ve evrenin tüm enerjisini kendi içlerinden geçirip iletebilme yeteneklerini öğrenebilirler.

Yabankazı İnsanları eğer bu yeteneklerini fark edip oruyabilirlerse, tıpkı totemleri gibi evrenin sonsuz gücünü kavrayıp iletecek bir duruma gelirler.

Bu insanlarda kuvarsın donuk dış görünüşüne benzer bir şey vardır. Çevrelerine karşı içe kapanık, katı ve duygusuz gibi görünebilirler. Ama, tıpkı totem taşları gibi kendilerine ilgi ve sıcaklık gösterenlere, aynı sıcaklığı enerjiyi yansıtabilirler.

Yabankazı İnsanları coşkun ve taşkın kişiler değildirler, aşırı duygusallığa kapılmazlar ama çevrelerindeki insanlar için sürekli bir ısı ve ışık kaynağı olabilirler.

Bu insanların gücü, tıpkı totem taşları gibi nesneleri en ince ayrıntısına kadar kavrayıp iletebilme yeteneklerinden gelir. Anca bu öylesine bir güçtür ki, kendi kendini yok etme tehlikesini de taşır ve eğer kötüye kullanılırsa, hem Yabankazı İnsanına, hem de çevresindekilere çok büyük zarar verebilir. Kristallerin Atlantis'in yıkımına yol açtı söylencesi de buradan kaynaklanır. Yabankazı İnsanları kuvars taşından yalnızca yeteneklerini değil, bu yeteneklerini dikkatli ve ölçülü bir biçimde kullanmayı da öğrenebilirler. Öğrenmeleri gereken en önemli şeylerden biri, ne türden olursa olsun belli bir dünya görüşü ve felsefesi içinde taşlaşıp kalmaktan kaçınmaktır. Yoksa tıpkı kuvars gibi kaskatı kesilip sonunda paramparça olabilirler. Yabankazı İnsanları üzerlerinde kuvars bulundurur ve bu taşı daha yakından incelerlerse, birçok gizemi daha yakından kavrayabilirler.

***

Yabankazı İnsanlarının bitkiler alemindeki totemi, yeryüzünün en eski ve en sık rastlanan ağaçlarından biri olan kayın ağacıdır. Kayın, boyu bazen 15 metreyi bulan görkemli ve güzel bir ağaçtır. Kabuğunun rengi beyaz, sarı, kahverengi, bazen siyahımsı olabilir. Ağaç gençken gövdesi pürüzsüzdür, karakteristik yatay çizgileri daha sonraki yıllarda oluşur. Yaprakları uçuk yeşil renktedir ve kenarları tırtıllıdır. Kayın ağacının bazen çok iri olan çiçekleri aşağıya doğru salkım salkım uzanırlar.

Amerika'nın yerlileri eski çağlarda kayın ağacının her yanından yararlanırlardı. Kayın ağacının kabukları eskiden üzerine yazı yazmak için kullanılırdı. Ülkenin yerli halkının önemli tarihsel bölgelerinin çoğu rulo halindeki kayın ağacı kabukları üzerine yazılmıştı. Kayının öz suyundan içki ve şurup elde edilirdi. Kayın ağacının sarı özsuyu ve Sassafras'dan günümüzün "Root Beer"ine (Bira mayası ve otlardan yapılan bir içki.) çok benzeyen bir tür içki yapılırdı. Ağacın gövde kabukları ve yapraklarından yapılan bir tür çay, böbrek, mesane ve sindirim yolları hastalıklarına çok iyi gelir. Kayın ağacının iç kabuğundan aspirinin hammaddesi olan asetil salisilik asit elde edilir. Kayın kabuğu, ya da kayın yaprağı çayı dıştan kullanıldığında deri üzerindeki şişmelere ve çeşitli deri hastalıklarına karşı çok etkili bir ilaçtır.

Ormanlık bölgelerde halk, kayın ağacı kabuklarını ve yapraklarını, kızgın taşların üstüne koyarak, terleme seansları yaparlar ve çıkan buharla bedenlerindeki bazı ağrı ve gerilimlerden kurtulurlardı. Kayın dalları birbirine bağlanarak bir demet oluşturulur ve "Terleme Kulübesi"ndeki törenlerde bunları karşılıklı birbirlerinin bedenlerine vurarak, hem kan dolaşımını hızlandırılar, hem de toksin atılmasına yardımcı olurlardı.

Bazı Kızılderili boyları tarlaya ekin ektikten sonra, toprağın üzerinde bir kayın dalı gezdirerek, topraktaki mikroorganizmaları harekete geçirmeye çalışırlardı. Kayın ağacının kökleri doğal gübrenin etkinliğini arttırır, bu nedenle gübre yığınını kullanmadan önce bir kayın ağacının dibinde bir süre bekletmek yararlıdır.

Yabankazı İnsanlarının kayın ağacı gibi görkemli, eski gelenekleri ve unutulmuş bilgelikleri yansıtan bir görünümleri vardır. Bu kişiler enerjilerini özgürce aktarabilirlerse, yaşamın evrensel kaynaklarıyla ilişki kurabilir ve bu tür gelenek ve bilgelikler hakkında çok yararlı bilgiler edinebilirler. Yabankazı İnsanları bu doğal eğilimleri nedeniyle sıkı bir şekilde geleneklere bağlıdırlar.

Değişimlerin gerekli olduğunu bilseler bile, bunların çok düzenli bir sıra içinde, eski günlerin gelenek ve göreneklerine uygun bir biçimde ortaya çıkmasını isterler. Eğer bir gelenek, - bu dinsel tören ya da aile yaşamının günlük bir alışkanlığı olabilir- yaşamlarının ayrılmaz bir parçasdı haline gelmişse, bundan kopmaları çok zordur. Gelenek ve göreneklerine diğer burçlardan çok fazla bağlı oldukları için, bunların insan yaşamını zenginleştiren gücünden de, diğer insanlardan daha çok yararlanırlar. Bu burcun insanları, tığkı kayın ağacı kabuğuna yazılmış tarihsel belgeler gibi, eski bilgeliklerin güzelliklerini günümüze yansıtan birer elçi olabilirler.

Yabankazı İnsanları, doğal enerji akışını önleyen zehirli maddelerden kurtulmak için kayın ağacından hem somut, hem de soyut biçimde yararlanabilirler. Olayları berrak bir biçimde kavrama yetenekleri olduğu için, bu kişiler genellikle çevrelerindekilere öğüt veren ve onlara her alanda yardımcı olabilecek bir konumdadırlar. Ancak bunu yaparken, her şeyden önce kendi bakışlarının berrak ve önyargılardan uzak olması gerekir. Bu insanlar tıpkı kayın ağacı gibi, çevrelerindeki havayı gereksiz titreşim ve sarsıntılardan korurlar, ancak bunun ön şartı her şeyden önce kendi enerji akımlarının düzgün olmasıdır.

Bu burcun insanlarında genellikle sindirim sistemi rahatsızlığı görülür. Seyrek olarak dizkapaklarında ağrı, şiş olabilir. Bu gibi durumlarda kayın ağacının yaprağından, kabuklarından yapılan çaylar ve buhar banyoları çok iyi gelir. Bu tür hastalıklar çoğunlukla iç dünyalarının uzun süre uyumsuzluk içinde olması nedeniyle ortaya çıkar.

***

Bu burcun insanları kendileri hakkında pek çok şeyi totemleri yabankazından öğrenebilirler, çünkü totemler arasında insanlara en yakın olan hayvan totemleridir.

Yabankazı, kanat uçları siyah olan çok güzel beyaz bir kuştur. Yabankazı için eskiden kullanılan bilimsel terim "chen hyperborea"dır. Bu, "Kuzey Rüzgarlarının Ötesinden Gelen Kaz" demektir. O çağlarda insanlar, yabankazlarının baharda nereye uçtuklarını bilmedikleri için bu adı vermişlerdi. Yabankazlarının yaşamına kar yön verir. Baharda karlar erimeye başladığı zaman yabankazları sürüler halinde kuzeye karlık bölgelerdeki yuvalarına giderler ve ilk kar taneleri düşmeye başladığında yeniden geri dönerler.

Yabankazının bazı türleri her yıl 5 bin millik bir yolu aşar ve Kanada'nın buzullarından Meksika'nın körfezine kadar gidip gelirler. Bu göçler sırasında gökyüzünde V biçiminde uçarlar ve sürünün başını genellikle yetişkin bir dişi kuş çeker. Böyle uçarken hem arkalarındakine bir uçuş koridoru bırakır, hem de birbirlerinin görüş açılarını kapatmamış olurlar. Yabankazları çok arkadaş canlısı kuşlardır. Uzun göç uçuşları sırasında bazen 20-30 bin yabankazının aynı yere konup, hep birlikte yemek molası verdikleri görülür. yuvalarına ulaştıkları zaman geleneklere ve düzene olan bağlılıklarını göstererek, yerleşme seçimini yaşlı kuşlara bırakırlar, her yuvanın arasında düzgün bir biçimde 6 metrelik bir uzaklık bırakılmasına dikkat ederler.

Tam anlamıyla dikkatli ve titiz bir ana-babadırlar. Yumurtalarını yorun ve otlarla örterek soğuktan korurlar. Erkek ve dişi kazlar kuluçka devresinde yuvayı birlikte beklerler.

Yavru kazların yumurtayı delip dışarı çıkmak için kullandıkları bir "yumurta dişleri" vardır, bu uğraş onların 24 saatlerini alır. Önce yumurtada bir hava deliği açarak hava almaya başlarlar, ertesi gün büyük bir uğraş ve çaba sonucu nihayet yumurtadan çıkarlar. Ana ve baba kazlar yavrularının büyüme süreci içinde onların yanında bulunurlar. Yavrular yumurtadan çıktıktan sonra, yetişkin kazlar tüy dökerler ve 3-4 hafta boyunca uçamazlar. Yavru kazların kanatları yavaş gelişir, ancak 6 hafta sonra uçabilecek duruma gelirler.

Evlerinde, bahçelerinde kaz besleyenler, onların alışkanlıklarını iyi bilirler. Bu kuşlar zamanlarının büyük bir bölümünü, birbirlerinin tüyleri arasındaki sinek ve böcekleri temizlemekle geçirirler. Gagalama konusunda garip bir içgüdüleri vardır ve önlerine yem, yiyecek ya da dokunacak bir şey konduğu zaman bu özellik hemen kendisini gösterir. Zaman zaman insanlar gagalamaları da aynı içgüdüden kayaklanır.

Kazların gözleri insanlarınkinden çok daha keskindir. Yiyecek böcek ararken ve uzun göç uçuşları sırasında böyle keskin gözlere gereksinimleri vardır. Kazlar kornaya benzer bir ses çıkarırlar, binlercesi bir araya geldiği zaman bu ses, köpeklerin ya da çakalların ulumasını andırır.

Yabankazları gökyüzünde uçup geçerken, güzellikleri, düzenleri ve sesleri ile insanları etkiler. Çoğumuzun onların böylesine şaşmaz bir biçimde uçmalarına ve amaçlarına ulaşmada gösterdikleri beceriye hayran kalırız. Kırsal yörelerde yaşayan bazı insanlar, belki de düşleri yabankazı sürülerinin peşine takılıp gittiği için huzursuz olurlar.

***

Yabankazı insanları, tıpkı totemleri gibi uzun uçucudurlar ve ruhsal alanda uzun yol aşabilirler. Bu nedenle içlerinde büyük güç biriktirirler. Kaplumbağa kabilesinden oldukları için nesnel dünyaya çok bağlıdırlar, fakat yine de ruhsal olarak uzaklara gitmeyi, Kuzey rüzgarlarının, Waboose'nin ülkesinin ötelerine geçmeyi başarırlar.

Waboose'nin birinci ayında "Toprağın Yenilenme Dönemi"nde doğmuş olan yabankazı insanlarının yaşamları, totemleri gibi kar tarafından belirlenir. Waboose'nin simgesini taşıyan bu dönem onlara kendilerini yenileme; bedenlerinin sukunetini korurken, ruhlarını yüceltme yetenegi verir.

Bu insanlar, tıpkı totemleri gibi geleneklere çok bağlıdırlar ve her türlü otoriteyi tanımaya hazırdırlar. Yepyeni bir çevrede yepyeni bir alanda çalışmaya başlasalar bile, sürekli olarak hatasız davranmaya dikkat eder, alışkanlık ve geleneklere uymaya, üstlerindeki her türlü makamın saygısını kazanmaya çaba gösterirler. Yabankazı insanları arkadaş canlısıdırlar, arkadaş topluluklarının tadını ve değerini iyi bilirler.

Çekingen ve içe dönük yapıları nedeniyle topluluk içinde göze batmazlar ve zor farkedilirler. Bu tür topluluklar içinde örnek davranış gösterir, tam anlamıyla hoş fakat boş konuşmalar yaparlar ve içlerinden geçeni değil, hep doğru olanı söylerler. Onların bu çekingenlik zırhını kırmak ve gerçek benlikleri hakkında bilgi edinmek çok zordur. Yapıları gereği zor beğenen kişiler oldukları için, arkadaşlarını ve yakınlık kuracak insanları özenle seçerler.

Bu insanlar, çocukları üzerine kol kanat gerer, onlşarın ana-babalarının anlayışları doğrultusunda yetişmeleri, ortaya çıkan yeni durumlara uyum sağlayabilmeleri, rahatları ve güvenlikleri için ellerinden geleni yaparlar. Ev işlerinin, çocukların yaşamının iyi düzenlenmiş olması ve günlük yaşamın kusursuz bir makine düzeninde işlemesi bu insanları çok mutlu eder. Ana-baba olarak çocuklarının söz dinlemesi ve otoritelerine saygı göstermesini isterler, kızdıkları zaman ağır cezalarda verebilirler. İçe kapanık oldukları için çocuklarına karşı pek sıcak sevgi gösterilerinde bulunmazlar. Çocukların, kendi sevgilerini günlük yaşamın düzenli ve aksamayan akışı içinde hissetmesini isterler. Gelenek, düzen ve görev konusundaki sarsılmaz anlayışları nedeniyle çocuklarından, onların yapabileceklerinden fazlasını bekledikleri de olur.

***

Yabankazı Çocukları yaşamlarının ilk dönemlerinde aşırı çekingen ve sakin görünürler. Yaşamlarını sürdürebilmek için yapmaları gerekekn en zorunlu şeyleri yapıp, daha fazlası için çaba göstermezler. Ancak bu dönemin herhangi bir noktasında, -bu davranış yavru kazların yumurtayı kırma dönemine çok benzer- onlarda kendi koydukları kabuğu kırmaya karar verir ve beklenmedik bir enerjiyle özgürlüğe atılırlar. Ondan sonra hep ön sıralarda yer almaya çalışırlar. kabuk kırıldıktan sonra yabankazı insanları ömürlerinin sonuna dek hep "merkez"de olmak isterler. Buna karşın yine de sık sık çekingenlik perdesi arkasına çekilerek görünmez olurlar. Güçlerini denetledikleri ve bunları biliçli bir şekilde ortaya koyacaklarını anladıkları zaman, kendilerini birden olayın merkezinde buluverir ve sorunlar hakkındaki berrak görüşlerini kendilerine kulak verenlere yararlı olacak şekilde aktarırlar. Bu insanlar iç dengelerini buldukları zaman çevreleriyle paylaşabilecek birçok zenginlik yaratırlar, çok sayıda değişik işi ve görevi aynı anda başarılı bir biçimde yürütebilirler.

Tıpkı yabankazlarının minicik böcekleri bulup çıkarmaktan zevk alması gibi, bu insanlar da çevrelerindeki ayrıntılara çok dikkat ederler. Sürekli olarak dört dörtlük bir düzen özlemi içinde oldukları için, çevrelerindeki kişilerde ve birlikte oldukları insanlarda gördükleri, düzeni bozduğuna inandıkları en küçük ayrıntı bile onları rahatsız eder.

Arkadaşlarıyla, saatlerce bıkıp usanmadan konuşur, onların kişilik bakımından nasıl daha gelişkin, daha dengeli olabileceklerini göstermelerine yardımcı olmaya çalışırlar.

Bir eve konuk gittikleri zaman, komidinin üzerindeki tozu parmağı ile yoklayan, dolu kültablalarını hemen boşaltan ve solmuş çiçeklere su verenler işte tam bu tip insanlardır. Aslında bunu kötü bir amaçla, ya da ev sahibini kınamak için yapmazlar, yalnızca düzen duyguları onları bu tür davranışlara zorlar.

***

Yabankazı insanlarının iç dünyaları huzursuzsa, kazlarınkine benzeyen bir gagalama tepkisi gösterirler. Böyel durumlarda dıştan gelen en küçük uyarıya bile hemen sert cevap vermeye ve karşılarındaki insanın ayağını kaydırmaya hazırdırlar. Eğer moralleri bozuksa kıskançlık, abartılmış kuşku, kendini beğenme, küstahlaşma ve entrika hazırlığı eğilimleri gösterirler. Kendilerini çabuk kedere kaptırırlarve başkalarını da kederlerine ortak etmek isterler. Ruhsal olarak çok yükseklerde uçabildikleri için, akıllarına bir şey koydukları zaman, onu gerçekleştirmek için her şeyi yapabilirler.

Kaplumbağa kabilesinden oldukları için, kendilerini aşağılayan kişilere karşı çok uzun vadeli intikam planları hazırlayabilirler. Hiç kuşkusuz, kendilerini yaralayan ya da inciten kişilere bu davranışı ödetecek yetenektedirler. Tasarladıklarını çok uzun süre uygulayabilir ve bu süre içinde yollarına çıkan kişilere de büyük acılar çektirebilirler. Bazı yabankazı insanları bu tür davranışlara kendilerini öylesine kaptırırlar ki, yeniden doğru yola dönmek için büyük çaba harcamaları gerekir. Bu gibi durumlarda sindirim sistemlerine rahatsızlık ve bazen dizkapaklarında romatizma ve artrit başgösterebilir.

Kapmlumbağa kabilesine bağlı olmaktan gelen bazı özellikleri nedeniyle (örneğin kemikleşmeye ve katılaşmaya varan bir dayanıklılık tutkusu, ya da yavaş bir değişim süreci içinde olmayıp ansızın gelen her tür yeniliğe karşı korku gibi) ve yaradılışlarından gelen bir inatçılıktan ötürü yabankazı insanları iç huzursuzluğa kapıldıklarında bundan kurtulmaları çok zordur. Böyle bir kısırdöngüden kurtulabilmeleri için, ya kendi güçlerini aynı biçimde zorlamaları ya da en az kendileri kadar güçlü bir kişinin onlara yardım etmesi gerekir.

Dışa açılmayı, çıkıp dolaşmayı, hatta biraz düşünemeden davranmayı becerirlerse, iç huzurlarına kavuşmak için gereken ilk adımları atmış olurlar.

Yabankazı insanlarının rengi, kar rengi olan beyazdır. Kar, suyun büyülü bir görünümle yeniden toprağa düşmesidir. Hiçbir kar tanesi diğerine benzemez. hepsi bir araya gelince her şeye, taze, parlak, temiz ve yeni bir görünüm verirler. Beyaz tüm renklerin toplamıdır, tüm renkleri de içinde taşır. Beyaz, herzaman saflığın rengi ve tüm renklerin uyumu olarak değerlendirilmiştir. Aynı zamanda kusursuzluğun, aydınlanmanın ve gelişimin rengi olarak tanımlanır. Pek çok insan beyazı karmaşık ve olumsuz titreşimlerden sakınmak için kullanır.

Beyaz, bu totem insanlarının ulaşmak için çaba gösterebilecekleri en yüksek gelişim düzeyini simgeler. Bu insanlar güçleri ve doğuştan gelen kusursuzluk tutkularıyla, yüksek ruhsal düzeylere erişebilirler, ama bütün bunlar öncelikle enerjilerini dengede tutabilmelerine bağlıdır... Aynı zamanda ruhsal saflığa da kavuşabilirler.

Yaşam çemberine dönen bütün insanların bu dönemden geçerken öğrenmeleri gereken, uzun yolculukları sırasında toplayıp biriktirdikleri tüm enerjilerini uyum içinde kullanabilmektir. Bu dönemden geçerken, ruhsal saflığa kavuşabilir ve kişiliklerini gelirştirme yönünde önemli adımlar atabilirler.

Bu insanların varlığını ve yaşamını etkileyen ay, yeryüzünün yenilenmesinin, kış-gündönümünün ve yılın ilk ayıdır. Bu ay insanları, -Toprak ananın tüm diğer çocuklarıyla birlikte- dinlenme ve yenilenmeye çaığırır.Yılın diğer ayları gibi insanlara aşırı duygu ve heyecan vermeyen bu ay insanları iç dünyalarına döndüdür, geçmiş yılın olaylarını gözden geçirip değerlendirmelerine, kendilerini yeni bir yıl için hazırlamalarına yardımcı olur.

Yabankazı İnsanları, Ağaçkakan İnsanları ile bütünleşirler. En iyi anlaştıkları kişiler kendileri gibi Kaplumbağa Kabilesinden olan Kunduz ve Bozayı İnsanlarıdır. Kurbağa Kabilesinden Puma ve Yılan İnsanları da iyi anlaştıkları burçlardandır. İç dünyaları dengelenmişse, her burçtan insanla kolayca uyum sağlarlar.

Kızılderililerde Burçlar ve Şifa Çemberi
Sun Bear ve Wabun

Kızılderililerde Burçlar ve Şifa Çemberi

Kızılderililerde Burçlar ve Şifa Çemberi

Şifa Çemberi, tüm dünyayı içeren bir çemberdir. Bu çemberin çevresinde gezinirken insan onun sınırlarının içinde ve dışında sayısız mucizeyle karşılaşabilir. Hatta sabırla dinlerse, en olağanüstü şeye ulaşabilir ve kendini tanıyabilir. Kim olduğunu, neler bildiğini ve yaşamda neleri gerçekleştirebileceğini anlayabilir.

Kızılderililer bu büyülü çemberi bilirlerdi. Ona saygı duyarlar ve ondan öğrendiklerini anımsamak için günlük yaşamları9nda sık sık ona başvururlardı. Barınacak yerlerini kurarken, çadır olsun, klübe olsun, hepsini çoğunlukla daire daire şeklinde inşaa ederlerdi. Bedenlerini ve ruhlarını arındırmak istedikleri zaman bu işi, kendilerini besleyen Toprak Ana'nın kucağını simgeleyen " Terleme Kulübesi"nin içinde daire şeklinde oturarak yaparlardı. Danışma toplantıları düzenledikleri zaman, herkesin eşit söz hakkına sahip, eşit insanlar olarak katıldığı bir çember kurup oturuyorlardı.

Hep birlikte şarkı söylerken yuvarlak davullar çalarlar, dans ederken halkalar oluştururlardı. Davulların vuruşu yüreklerinin ve Toprak Ana'nın nabzının simgesiydi. Kollarını ve bacaklarını göğe kaldırır, sonra yeniden indirir, böylece gövdelerinin yardımıyla göğü yeri kapsayan daireler çizerlerdi.

İnsan yaşamını doğum-ölüm-yeniden doğumdan oluşan bir çember görürlerdi. Değişik yaşlarda, değişen enerjilerinin akışını sağlamak ve kendilerini değiştirebilmek için kendi yaşamlarının çemberlerini tanımayı ve kutlamayı bilirlerdi. Çevrelerinde yaşamın ve zamanın kan dolaşımı ilerlerken, değişen mevsimler gibi varlıklarının değişik dönemlerinden geçeceklerini bilirlerdi. Bu çemberden kopmanın yaşam ritmini yitirmek, iç ve dış gelişmeyi durdurmak anlamına geleceğini bilirlerdi.

Bu çembere öyle önem veriyor, yaşamın gerekli yönde gelişimi için öylesine vazgeçilmez görüyorlardı ki, onu törenlerinde ve toplumsal yapılarında sonsuzlaştırdılar.

Höyük kültüründeki tepeler yuvarlaktı. Azteklerin takvimleri ve taş şifa çarkları da yuvarlaktı. Böylece yeryüzünün ve tüm yaratıkların yaşam çemberinin bir parçası olduğunu her zaman anımsıyorlardı.

Bu çemberi daha iyi anlamak için, hep onun üstünde yüründüğünü düşünmek yeter. Belirli bir noktada çembere girilir. Girdiği yer, insana belirli güçler, yetenekler ve sorumluluklar verir. Bu başlangıç noktası insanın doğduğu ay tarafından belirlenir. Değşik giriş noktaları, değişik unsur kabilelerinin etkisi altındadırç Bunlar o kişilerin hangi temel unsura bağlı olduğunu gösterirler.

Bu kabilelerin, Kızılderili boylarının çoğunda görülen akraba kabileleriyle hiçbir ilgisi yoktur. Kızıldeirli kabilelerinde, insan ana-babasının kabilesinde doğar, ona uygun olarak belli görevler ve sorumluluklar üstlenir, hangi aileden ya da hangi kabileden evleneceği yine buna uygun olarak belirlenirdi. Oysa unsur kabileleri yalnızca insanın belli doğa unsurlarıyla olan ilişkisini belirler ve Şifa Çemberindeki bütün diğer noktalar gibi bunlar da durağan değildir. Çemberdeki hareket noktaları, gökyüzündeki Koruyucu Ruhların etkisi altındadır.

Eski günlerde yaşamını, çemberin etrafında sürekli olarak geçirmek çok önemliydi. Aynı şey bugün de çok önemlidir. İnsan yalnızca kendi ayında, kendi toteminde ve kendi unsurunda takılıp kalırsa, sonunda zorunlu olarak katılaşır ve hareketsiz kalır. Hareketsizlik, gelişimin durması ve çemberin bütünlüğünün yadsınması demektir. Bu da yaşam gücünün ırmağını, yalnızca kendi varlığıyla sınırlamak anlamına gelir.

Çemberin çevresinde gezinirken, insan, içinden geçtiği değişik ayları, totemleri, bitkileri ve unsurları tanımalı ve öğrenmelidir. Böylece yaşamı sürekli değişir ve yaşam gücü yüreğinin derinliklerinde durmaksızın çarpar.

Bizim inancımızda, insanlar ilk bulundukları yere, yöne ya da kabileye bağlanıp kalmazlar. Çemberin belli bir noktasında edindikleri güçlü ve güçsüzyanları daima içlerinde taşımak zorunda değildirler.

Değişik durumların getirdiği öğretileri, istemleri güçlü ve güçsüz yanları elden geldiğince öğrenmek için çember olabildiğince çok dolaşılmalıdırlar. Çemberdeki her nokta, yaşamı zenginleştirecek ve genişletecek yeni bir şey getirir.

Şifa Çemberinin özü devinim ve değişimdir. Bu bilgiyi kazanan insanlar yaşam içindeki hareket alanlarını genişletmek isteyeceklerdir. Yaşam çemberinde daha da ilerlemek ve insan doğasının değişik görüntüleriyle tanışmak isteyeceklerdir. İnsan kendi varlığı içinde tüm yönleri taşır, ama bunları hissetmek için çemberdeki değişik noktalardan geçmesi gerekir. Hiç kimse çemberdeki kendi başlangıç noktasını, hatalı ya da olgunlaşmamış davranışlarına bir özür olarak göstermeye kalkmamalıdır. Çember üzerinde ilerleyip başka bir yere gelerek, gereksindiği gücü kazanmaya çalışmalıdır.

Bazen bu güç insanın duygu ve düşüncelerinin deneyiminden kaynaklanır. Bazen de insan aynı gücü bir hayvanı seyrederek, onun yaşamın güçleri, gereksinimleri ve istemleriyle nasıl başa çıktığını görerek kazanır. İnsan bu gücü, bir taşı ya da bitkiyi izleyerek, rüzgarların sesine, toprağın nabzına kulak vererek de kazanabilir.



Aylar ve Totemler

Doğduğu ay, insanın Şifa Çemberine giriş noktasını ve madenler-bitkiler-hayvanlar alemindeki başlangıç totemlerini belirler. Yılın ilk ayı olan "Toprağın Yenilenme Dönemi"nde Güneş Baba, güneyden dönüp gelir ve Toprak Ana'yla çocuklarını yeniden canlandırmaya başlar. Bu dönem genellikle, 22 Aralık tarihine rastlayan kış-gündönümüne denk gelir. Bu ay, Kuzey'in Koruyucusu Waboose'nin ilk ayıdır. Onu "Dinleme ve Arındırma Dönemi" ile "Büyük Fırtınalar Dönemi" izler. Dinlenme ve yenilenme ayları olan Waboose'nin aylarında, geçmiş yılın gelişimi gözden geçirilir ve gelecek yılın gelişimi için hazırlık yapılır.

Waboose'nin aylarını, Doğu'nun Koruyucu Ruhu Wabun'un ayları izler. Bu üç ay, yeni gelişmenin, Güneş Baba'nın toprağın çocuklarını ısıtmaya başladığı ve onları meyveye hazırladığı dönemin aylarıdır. Wabun'un ilk ayı "Ağaçların Çiçeklenmesi Dönemi"dir, genellikle 21 Mart'ta gece-gündüz eşitliğiyle başlar. Wabun'nun diğer ayları "Kurbağaların Dönüş Dönemi" ve "Mısır Ekimi Dönemi"dir. Wabun'nun ayları toprağın çocuklarının kendilerine uygun biçimde gelişmeye başladıkları aydınlanma ve bilgelik aylarıdır.

Daha sonra, Güney'in Koruyucu Ruhu Shawnodese'nin ayları gelir. Bunlar her şeyin hızla geliştiği, toprağın çiçeklendiği ve yeni yılın ilk meyvelerinin görüldüğü aylardır. "Bol Güneşli Günler Dönemi" Shawnodese'nin ilk aylarıdır. Bu 21 Haziran'Da yaz-gündönümünde başlar. Ondan sonra "Böğürtlenlerin Olgunlaşması" ve "Hasat" ayları gelir. Bu, gelişim ve güven mevsimidir. Bu mevsimde güven şarttır, çünkü okadar hızlı bir değişim vardır ki, gelecek üzerine düşünmeye zaman yoktur.

Sonbahar, Batı'nın Koruyucu Ruhu Mudjekeewis'in mevsimidir. Mudjekeewis'in ilk ayı olan "Yaban Ördekleri Dönemi", 23 Eylül'de sonbahardaki gece-gündüz eşitliği ile başlar. onu "İlk Soğuklar Dönemi" ve "Karlı Günler Dönemi" izler. Bu aylarda insan kendini dinler. Bu mevsim, içe dönerek geçmiş yılın gelişimini ve alınan yolu gözden geçirme, yeniden güç toplama mevsimidir. bu dönemde daha sonra gelecek olan dinlenme ve yenilenme mevsimine hazırlık yapılır.

Her ayın madenler, bitkiler ve hayvanlar aleminde belli bir totemi ya da belli bir simgei vardır, o ayda doğan insanlar bunları paylaşırlar. Başlangıç toteminden insan hem kendisi, hem de yeryüzündeki diğer ilişkileri hakkında çok şey öğrenebilir. İnsanlar gerçekten kendilerine yeryüzünde yaşam boyu bilgi ve enerji veren totemlerine saygı ve ilgi göstermelidir.

İnsan, başka bir ayı8n bölgesinde bulunduğu zaman o totemin belirgin özelliklerini kazanabilir ve yeni şeyler öğrenebilir, tıpkı iki ayaklı öğrenebileceği gibi... Öğrenme isteği ne kadar büyükse, Çember etrafındaki yolculukta okadarilginç olur.

İnsanlar, aynı totemden ve aynı aydan olsalar bile, her zaman ortak özellikleri paylaşmazlar. Herkes, Çemberi kendi hızında dolaşır. Bazen belirli bir durum ve bölgede, insan başka aya aitmiş gibi görünen duygular ve dönemler geçirebilir. Bunlar insana geçtiği bazı bölgeleri, ya da gideceği yerleri anlatabilir. Şifa Çemberi'nin en önemli ilkesi şudur: Yola devam etmek ve bir yerde çakılıp kalmamak gerekir, yoksa enerji akışı engellenir ve insan değişip gelişemez...

Sun Bear ve Wabun